5 Eylül 2017 Salı

ATATÜRK'ÜN VASİYETİ

Ölüm…
Hayatın kişi için bitmesine rağmen, her şeyin kaldığı yerden devam edişi,
Dünyadan ayrılırken bile, aklın dünyadaki işlerde kalışı değil midir, biraz da…
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk de, bu endişe girdabında, tam da kendine yakışacağı şekilde usulüne uygun davranarak vasiyetini hazırlamıştır.
5 Eylül 1938
Ölümün gölgesini, sarayının etrafında gezinirken gören, hastalığının artışıyla beraber ömrünün azaldığını hisseden Kemal Atatürk’ün, kendinden sonra devam etmesini istediği ve kendine ait olan mal varlığını pay ettirme emrini, vasiyetini, Dolmabahçe Sarayı’ndaki odasında kendi el yazısıyla kaleme aldığı gün…
Ertesi gün,
Doktor Neşet İrdelp, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak ve Galata tüneli yanındaki Beyoğlu Altıncı Noteri, Noter İsmail Kunter’in hazır bulunduğu ortamda Atatürk, kapalı zarf içindeki vasiyetini Noter İsmail Kunter’e “Bu benim vasiyetimdir. İcap ettiği zaman lütfen kanuni muamelesini yaparsınız” diyerek verecek ve konuyla ilgili olarak Noter İsmail KUNTER, Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak, Dr. Neşet İrdelp ve Atatürk’ün imzaladığı bir tutanak düzenlenecektir.
Atatürk’ün vasiyeti, vefatından 18 gün sonra, 28 Kasım 1938 Pazartesi günü açılacaktır. Mahkemeye önce Adalet Bakanı Hilmi Uran ile İçişleri Bakanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Doktor Refik Saydam gelecektir. Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Boysan, kısa bir süre sonra, Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu’nun kolunda mahkeme salonuna girecektir. Vasiyetnamenin açılışında, Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı, bazı milletvekilleri, yargıç ve avukatlar da hazır bulunacaklardır.
Ankara Üçüncü Sulh Hukuk Hâkimi Osman SELÇUK cübbesini giyip ve oturumu açacaktır.
El yazısıyla bir yaprağın bir yüzüne yazılmış olan vasiyet, zarfın içinden çıkarılacak, hâkim, Atatürk’ün vasiyetnamesini açıkça okutup ve tutanağa geçirtecektir.
Atatürk’ün bizzat el yazısı ile yazdığı orijinal metnin fotokopisinden alınan vasiyet aynen şu şekildedir;

“ Dolmabahçe 05 - IX - 1938 Pazartesi

Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleri ile Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi C. H. Partisine atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:
1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.
2. Her seneki nemadan, bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda bin, Afet’e sekiz yüz, Sabiha GÖKÇEN’e altı yüz, Ülkü’ye iki yüz lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.
3. S. GÖKÇEN’e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir.
4. Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.
5. İsmet İNÖNÜ’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.
6. Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.

K. ATATÜRK”

**tarihnedio.com sayfasındaki yazım...

















14 Şubat 2017 Salı

Enver Aysever Söyleşisi / Kitap Ağacı


11 Şubat Pazar Günü Enver Aysever'in söyleşisine katıldım. Aykırı Sorular programı ile de ekranlardan tanıdığımız, yazar, sunucu, radyocu, tiyatrocu gibi pek çok sıfatı olan Enver Aysever'i söyleşi sonrası daha bir sevdim.




Gün gelip, dil yasaklanırsa, işte o zaman "gaz odası "na girmiş olur yazar diyor Enver Aysever. Zekasını ve çok yönlülüğünü her zaman taktir ettiğim ve tam on altı kitabı olan Aysever'in yazar kimliğini de çok sevdim. Edebiyata bakış açısı, birikimi, sürekli okuyor olması, her cümlede üstat isimlerden bahsedip herkesin bunları okuması gerektiğine vurgusu, beslendiği usta isimler edebiyata olan umudumu besledi.  


Aynı zamanda sevmediğini, onaylamadığını açıkça söylemesi, elini taşın altına koymaktan çekinmeyen, yurttaş olarak her türlü sorumluluğu, olası sonuçları göze alarak sırtlayan bir karakter olmasıyla da yarınlara olan umudumu da artırdı.



Kitap Ağacı ailesine emekleri için teşekkürler, yine harika bir organizasyondu.

Ve bunlar da son kitabı Yazmak Güzel Şey Be Kardeşim'den altı çizili notlarımdan bazıları;

*Sanata inanırım, avuturum kendimi. Yüzyıllardır yüzüne tutulan bu aynada kendini görüp, bir türlü ders almayan insana hayret etmek gerekmez mi?

*Aklımda Nazım'in Karadeniz'e doğru açılan  teknesi var, azgın suyun içinde can çekişen... Kaptanı yorgun bir tekne değil midir insan? Dilimde eksik bir şiir...

*Peki, ya okumayla hiç alakası olmayan kimse için ne demeli? Bana kalırsa sürülmemiş bir yaşamdır o.

*Kitap kitabı doğurur,  okur bu izi sürer, koku alır. Bir kitaptan diğerine hangi gerekçeyle  geçeceğinizi zamanla anlarsınız.

*Tek bir satır edebi metin okumamış birinin enayi mutluluğuna hayran olmamak elde değil. O farkında olmasa da dünya döner nasılsa...

*Romana geri dönmek demek, unutulmayan sevgilinin, her adım başı resmini görmektir. Her sayfada kendini temize çekmek için çıkılan acımasız bir teraziden söz ediyorum.

Kitap Ağacı Ailesinin etkinliklerini aşağıdaki adreslerden takip edebilirsiniz;

www.kitapagaciyiz.com
www.facebook.com/kitapagaci355
www.twitter.com/kitapagaci_
www.instagram.com/kitapagaci
kitapagaci1984@gmail.com.

23 Ocak 2017 Pazartesi

Sezgin Kaymaz Sözleşisi / Kitap Ağacı Etkinliği


 Kitap Ağacı Ocak ayı konuğu Sezgin Kaymaz'dı.

Söyleşi öncesine kadar yazarın hiç bir kitabını okumadığımı utanarak söylüyorum.
Sezgin Kaymaz'ı ve edebiyatını tanımak için çok geç kalmışım. Öyle güzel, öyle içten, sade ve sıcacık anlatıyor ki, onun kitaplarını okumuyor, dinliyorsunuz.


Yazdıklarına kendi hayatını, ailesini, çevresini, yaşadıklarını da katan bir yazar Sezgin kaymaz. O kadar ki, son kitabı Farfara, kitabın kahramanı ve Sezgin Kaymaz'ın kendi köpeği.
Üstelik söyleşiye bile geldiler.

Sezgin Kaymaz'ın kitaplarının adları da çok ilginç;
Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir, Geber Anne, Kaptanın Teknesi, LuckyZindankale, Bugün Bize Kim Geldi, Bakele, Deccal'ın Hatırı, Medet, Son Şura, Ateş Canına Yapışsın, Kün, Kaptanın Teknesi, Sevinç Kuşları, Farfara...

Bizim zamanımızda bırakın herkesin cebinde, evinde bile telefon yoktu. biz okumak için başka bir şehre geldiğimizde, askere gittiğimizde hep mektup yazdık diyen ve mektuplaşmanın kıymetini bilip, bu geleneği de hala devam ettiren biri Sezgin Kaymaz. Okurlarıyla mail üzerinden mektup arkadaşlığı yapıyor. Üstelik maillere itinayla cevap veriyor.

Sezgin Kaymaz yazarken, herkesin kullandığı sıradan kelimeler, günlük kıyafetlerinden sıyrılıp da, bayramlıklarını giyinip çıkıyorlar karşımıza. Kelime aynı kelime ama o yazınca ışıldıyor. Sadece kitaplarında değil üstelik, maillerinde de öyle...

Ben Sezgin Kaymaz 'ın kendisini de edebiyatını da tanıyor olmaktan çok memnun oldum.
Etkinliği düzenleyen, emeği geçen tüm Kitap Ağacı üyelerine, İletişim Yayınlarına ve Sezgin Kaymaz'a teşekürler...


Bu da gülümseyin okuyoruz sloganlı fotoğrafımız :)